Cinler - Medyum Mehmet Hoca

Cinler

gercek-cin-goruntuleri

anlam olarak, “örtülü” ve “gizli”, terim olarak ise, insanın 5 duyusuyla idrak edilemeyen, ama insanlar gibi şuur ve iradeye sahip bulunan, ilahi emirlere uymakla yükümlü tutulan ve mümin ile kafir gruplardan oluşan bir varlık türü anlamına gelmektedir.

Kur’an-ı Kerim’de “CİN” kelimesiyle, toplumumuzda ise bölgesel olarak farklı isimlerle adlandırılan ancak gerçekte normal insanlar tarafından görülemeyen varlıklardır. Bu da, cinlerin duyu organlarından gizlenen bir varlık olduğunu ortaya koymaktadır.

Hücresel yapılardan daha fazlasına etki edebilecek özelliklerle donatılmış ve Kur’an-ı Kerim’e göre “DUMANSIZ ATEŞTEN“, ya da bugünün deyimiyle mikrodalgadan yaratılmış tam olarak insan bilgisinin kesin olarak tanımlamakta zorlandığı ancak varlıklarından şüphe edilmeyen Allah’a ibadet noktasında insanlarla bir tutulan ve sorumlulukları olan varlıklardır.

CİNLERİN ÖZELLİKLERİ VE YAPISI

, orijinleri NUR denilen kuantsal enerjinin mikrodalga enerji şekline dönüşmesiyle meydana gelmiştir. Bilinç mükemmeliyeti olarak, evrende “İNSAN” dan sonra gelmektedir. Karakter olarak insandan daha zayıf bir yapıya sahiptirler. Olumsuz olarak adlandırılan davranışları çokça ortaya koymaya yatkındırlar ve genellikle bu çeşit işlerle uğraşırlar. Ancak buna rağmen içlerinde, iyileri, dine bağlı olanları ve hatta ender de olsa evliyaları vardır. En büyük özellikleri ve eğlenceleri, insanların zayıf taraflarından faydalanarak, uygun olan yapıları dolayısı ve sebebiyle, onları kendilerine bağlı kılmak, istediklerini yaptırmak, adeta kulları olarak kendilerine hizmet vermelerini sağlamak, taptırmaktır. Çağdaş verilerle bugün değerlendirebildiğimiz ancak ne var ki, 1.400 den fazla sene önce Kur’an’da mucize olarak yaratılmışlar şöyle açıklanmıştır:

Kuantsal kökenli bilinçli varlıklar … Nurani olanlar ……….. MELEKLER

Mikrodalga kökenli bilinçli varlıklar … Ateş yapılar ……….. CİNLER

Moleküler kökenli bilinçli varlıklar … Biyolojik bedenliler … İNSANLAR

Bunların her biri yaşadıkları boyutun kapsamı ve gücü itibariyle diğerini istediği gibi yönlendirebilecek güce sahiptir. Kuantsal kökenli melekler, hem cinler ve hem de insanlar üzerinde etkileme mekanizmasına sahipken; cinler, insanları bir dereceye kadar yönlendirmede yeteneklidirler. “Cinler“, Kur’ân anlatımıyla “MA’RIC” ve “Semum Ateşten”, yani “Biyolojik bedene tesir edip, radyasyon zehirlenmesi meydana getiren mikrodalga” bedene sahiptirler …

Bizim ahiret alemi, ruhlar alemi, berzah alemi dediğimiz âlemler hep aynı mikrodalga boyut olup; insan ruhları dahi gerçekte mikrodalga bedenlerdir. Cinlerin insan beynini mikrodalga impalslar yollayarak etkileme yolları dışında, bir nesneyi hareket ettirme veya yakma gibi özelliklerine de sahiplerdir.

Kur’an’da iki yüzden fazla ayetler cinlerin yaratılışından varlığından insanlardan önce yaratıldığından bahseder ayrıca özellikle Kur-an’ın 72. suresi olan 28 ayetten müteşekkil “Cin Suresi” hep cinlerden bahseder. Bu bakımdan mutlak bir varlık olarak cinlerin inkarı İslam inancına göre mümkün değildir. Pozitif ilim de cinlerin varlığını ve görünmez olduklarını kabul etmektedir.

CİNLERİN TARİHİ VE YAŞADIKLARI YERLER

Cinlerden başka yaratılmış yaratıklarda vardır. Bunların kimilerinin insanların içine karışmaları Süleyman (A.S.) zamanında yasaklanmıştır. Bunların bazıları eskilerin “Dev” dedikleri İfritler ve cazılardır. Cinler insanlara yakın olan yerlere yerleşmişlerdir. Kimi zaman açıktan insanlarla konuşup görüştükleri bilinmektedir. Çok hızlı hareket kabiliyetlerinden dolayı insanlara uzaktan haberler verebilmekte hatta semadaki Meleklerden bazı sözleri işitip bunları insanlara söylemekteydiler. Kahinler buradan türemişlerdir. Onlardan aldıklarını insanlara söyleyip hayret ve ilgi uyandırmaktaydılar.

Hz. İsa dönemine kadar bu süregeldi. Peygamberliği kabul edenlerde oldu, etmeyip şeytanla birlikte olanlarda. Şeytanla olanlar ve Şeytanın cinnilerden olan çocukları sürekli Allah’ın dinine karşı savaş ettiler. İnsanlara görünüp kendilerine taptıranlar dahi oldu. Bunun gibi konular ta ki Rasulullah Efendimiz dönemine kadar oldu. Hatta bunlar Mekke müşrikleriyle ittifak olup Efendimizin (S.A.V.) canına kastı bile planladılar. Tabii Allah-u Teâlâ onların oyunlarını bozdu.

Rasulullah Efendimiz (S.A.V.) zamanında cinlerin gökyüzüne çıkmaları yasaklandı. Çıkanlar ise kızgın bir ateş topu ile cezalandırıldı. (Yıldız kayması dediğimiz bazı hadiseler bunlardır). Ayrıca hepsi insanlardan uzak dağlar, tepeler, dere yatakları, İnler vs.vs. yerlere sürüldü ve Rasulullah Efendimiz (S.A.V.) Cin mescidi’nde (ismi sonradan böyle konmuştur) Cinleri çağırarak onlara Kur’an okudu. Onlardan kimileri iman etti ve biat ettiler. Bunların hala biri hariç (EBA YUSUF) yaşamakta ve kendi aleminde en şerefli olanlarıdır. Etmeyenler ya başka dinlerde ısrar edip dönmedi ya da Şeytana tabi oldu.

Cinler 7 kat sufli 7 ulvi alemde ayrılmışlardır. Ulvi alemde olanlar Allah-u Teala’nın izni ile bazı Ayet ve Esma’lara müvekkil Hüddam (hizmetçi) olmuşlardır. Kendi aleminde en önde olan yetkili zatlardır. Kendi silsile ve yönetimleri vardır. Sultanlarından bazıları (Meytatarun, Ahmer, Meymun, Taykel, Kendiyas…) gibi isimleri vardır ve taifelerinin en önündedir. Görev ve vazifeleri vardır. Bunlara Ardi Melaike denir. Yani Meleklerin hemen arkasında dururlar.

Sufli Alemde olanlar ise Ervah-ı Kabise dediğimiz sufli cin ki bunlar hep sufli işlerle vazifelidir. İnsanlara vesvese veren, musallat olan, korkutan, büyü vs. yapanlanlar bunlardır. Bunlarında kendi içlerinde silsile ve sırası vardır. En başları şeytan-ı Laindir. Ona tabii işlerde görev almışlardır. Bunlar pis yerlerde yaşarlar. Bir çokları deniz kenarlarına sürülmüştür. Issız pis yerleri, kilise bozması olan yerleri, gayrimüslim olan mekanları mesken edinmişlerdir.

Bilinmelidir ki; Cin’lerin mü’min olanları insanlardan pek uzak durup, onlara karışmaları kesinlikle yasaktır. Ancak bazı haller müstesna. Kişinin kemik ile taharetlenmesi (bu konuda hadis; Kemik ile istinca yapmayınız. Onlar mü’min cinlerden olan kardeşlerinizin rızk’larıdırlar) Ekmek kırıkları üzerine yatmak, bununla helaya gitmek gibi bazı hallerde insanlara ilişir ve korkuturlar. Ki sebebi mü’min olmalarındandır. Aksine mü’mine asla zarar vermezler.

Bazı tesbih veya duaların birer “HADİMİ “ yani “hizmetlisi – görevlisi” vardır. Eğer bir kişi oturup, o kelimeyi veya duayı adedince okur, sonra da karşısına dikilen cinden, o an için korkmadan bir şey isteyebilirse, o şey derhal olur. O Cin’in kendi emrine girmesini isterse, o CİN artık onun hizmetkârı durumuna girer. Sufli olanlarda da böyledir. Mü’min insandan uzak dururlar. Zira mü’min her an Rabbi iledir. Onu zikreder O’na Kulluk eder. Ancak maneviyatı zayıf olanlar müstesna.

İşte bu tip insanlara sürekli sokulup vesvese verir, her zaman açıklarını arar. Bu açıklar ki pis yerlere mecbur kalıp gittiğimizde Besmele okumadan, Allah’a sığınmadan gitmek, cünüp gezmek, çalgı düğün gibi işlerle uğraşmak, hamamlarda edepsiz bulunmak,evinde çıplak dolaşmak gibi durumlardır. Buna benzer durumlarda hemen o kişiye sokulup ona musallat olmayı denerler.